Please enable JavaScript
Email Marketing by Benchmark
Çin’de bir mağara. – Muga Mag
was successfully added to your cart.

Sepet

Somehwere, something incredible is waiting to be known.”

*
1996 yılının 20 Aralık’ında hayata veda etmiş Carl Sagan. Buralardan gitmeden önce de bir sürü nefis cümle ile birlikte bir de bu cümleyi kurmuş.
İnanılmaz bir şeyler bir yerlerde fark edilmeyi bekliyor.

*
Bugün 21 Aralık. Biz kuzey yarımküreliler için bu gece yılın en uzun gecesi. Kışın, karanlığın, soğuğun, durgunluğun tam ortası. Gücümüze ve moralimize sahip çıkmanın, pencereleri kapatıp sıcağımızı içeri saklamanın, hatta belki olabildiğince inimize kapanmanın tam zamanı.
Doğada her şey ne kadar rastgele ise, her şey bir o kadar da tesadüften uzak aslında. Hayvanlar bu zamanlarda boşuna girmiyor toprağın altına, tembellik olsun diye uyumuyorlar aylarca.  Ağaçlar yapraklarını döküyor, tomurcuklar patlamak için güneşin, sıcağın, yaşamın dönmesini bekliyor. Tüm canlılık bu en uzun karanlıkları atlatmak için kendine başka bir yöntem buluyor. Güç topluyor, moral biriktiriyor. Başını bazen sevdiğinin, bazen kendi kolunun altına gömüyor. Bekliyor ki geçsin.
Bekliyor ki baharın neşesi bir gün aniden, bir yerden kendini gösteriversin.
Bir cemre düşsün, bir ağaç yeşersin.
İçimizde hiç durmayan bir saat var hepimizin.
O saat hepsini biliyor. Biliyor da bekliyor.
*
İskoçya’nın Orkney Adaları’nda neolitik dönemden bazı kalıntılar var, Stonehenge’den, hatta piramitlerden bile eski bir yerleşim, bir tapınak alanı; tam 5000 yıllık. En uzun gece İskoçya’nın o noktasında neredeyse 17 saat sürüyor ve insanlar güneşin yeniden dünyaya dönmesi için o kayıp adanın ortasında ateş yakarak ayinler yapıp, göklere ışığı, sıcağı hatırlatıyor.
Tam beş bin yıl önce, ama insan hep aynı işte.

*
Daha da geri gidelim.
Pekin’de Zhoukodian Mağarası’nda 1921 yılında Homo Erectus’un ilk kalıntıları bulunuyor. Buzul çağına ait, beyin yapısı henüz bizimkinin üçte ikisi bile olmayan bir adam. Adamın günümüzden neredeyse 700.000 yıl önce yaşadığı tahmin ediliyor. Yediyüzbinyıl. Ve araştırmalar o adamın, o kayıp mağaranın içinde ateş yaktığını gösteriyor. Isınmak, karnını doyurmak, belki dışarıdan gelecek tüm tehlikelere karşı korunmak için. Yediyüzbinyıl önce. 
İnsan işte, hep aynı.
*
Size bunları yazarken karşımda şömine yanıyor. Ateş deli deli dönüyor olduğu yerde. Uzun süre baktım, sonra zorla gözlerimi ayırdım. Çünkü baktıkça bakasım geliyor. Belki de gerçekten 700.000 yıl öncesine dayanan bir şeyler var içimde, içimizde. Belki de ne kadar modern, ne kadar teknolojik, ne kadar doğadan kopuk yaşasak da, içimizin bir yanı, hücrelerimizin içindeki mikroskobik bir köşe hala Çin’de bir mağarada oturuyor. Ateşin heyecanını görünce içi yatışıyor. Isınacağını, korunacağını, karınını doyuracağını biliyor.

Bugün 21 Aralık. Bugün yılın en kısa günü. Daha önceki hiçbir yılımıza benzemeyen bu unutulmaz senenin en uzun gecesi. Hepsi bununla da sınırlı değil. Eğer astrolojik bilgiler azıcık bir şey ifade ediyorsa size, bugün aynı zamanda büyük, çok büyük bir kapı açılıyor önümüzde. 200 yıllık koca bir dönem kapanıyor. Toprak bitiyor, hava geliyor.  Jüptiter ve Satürn kavuşuyor, birbirlerine 1623den beri ilk kez bu kadar yakınlaşıyorlar.
Teknolojiye, özgürlüğe ve bilgiye açılıyor akıllarımız. Hiçbir şey eskisi gibi kalmamak üzere değişiyor.
Öyle diyorlar.

*
Bugün, yılın en kısa günü. Bugün yılın en uzun gecesi.
Belki de bizim de Çin’deki bir mağarada sonsuzluğun ortasında tek başına oturup yaktığı ateşin gücüyle ayakta durabilen atalarımız gibi önce bu uzun geceyi, sonra da önümüzde açılan yeni devri onurlandırmamız, hem ne kadar büyük şaheserler, hem de ne kadar ilkel varlıklar olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.
*
İnanılmaz bir şeyler bir yerlerde fark edilmeyi, görülmeyi, bilinmeyi bekliyor. 
Belki evrenin sonsuzluğunda, belki burnumuzun ucunda. Belki açılan yeni kapıların arkasında, belki arkamıza son defa baktığımızda gözümün takıldığı bir yerde. Nasıl bilmiyorum ama hakikaten bana da öyle geliyor.
Bugün özel bir gün.
Eğer isterseniz, bügün siz de ileriyi, yarını, bizi bir yerlerde bekleyen, belki henüz tahayyül bile edemediğimiz güzellikleri düşünün.
Emin olmayın ama bilin.
Çünkü belki de bizim aklımız hala yetmese de, Çin’deki bir mağarada ateşin başında oturan atalarımızdan arta kalan cılız iç sesimiz her şeyi bizden daha iyi biliyor.

4 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments