was successfully added to your cart.

Sepet

Bundan yıllar önce bir süre psikoloğa gitmiştim. O günlerin hatıratı başka bir mektubun konusu, fakat bunu şimdi anlatmalıyım.
Bir seansımızda sevgili psikoloğum bana hadi demişti, seninle bugün farklı bir şey yapalım. Ofisinden çıktık, yan odaya girdik. Oyuncaklarla dolu dev gibi bir oda. Aklınıza ne gelirse; büyüklü küçüklü peluşlar, legolar, teneke robotlar, süslü bebekler, daha neler neler. Bir çocuğun içinde gıkını çıkarmadan saatlerini geçirebileceği bir yer. Bir de odanın tam orasında çok geniş, beşiğe benzer bir şey. Ben diyeyim susuz bir havuz, siz deyin kocaman boş bir kutu.
Şimdi dedi psikoloğum, etrafına iyice bak, burada gördüğün her şeyi ama her şeyi iyice incele. Önce kendini, sonra sevdiklerini, yani hayatındaki herkesi bir oyuncak olarak seç, sonra da bu havuzun içine yerleştir. Bu havuz senin hayatın. Kimi, nereye istiyorsan oraya koy. Yarım saatin var. 
Çıktı odadan. Ben o oyuncakların ortasında, boş havuzun başında kalakaldım. Önce uzun uzun baktım her şeye. Elledim, bıraktım. Bu annem olsun, bu babam, bu şu, bu o. Tek tek seçtim, havuzun sağına soluna, köşesine bucağına düşüne düşüne yerleştirdim. Bir kendimi bulamadım o kadar oyuncak içinde. Neye baksam kendime benzetemedim. Sonra gittim, bir rafın kenarına bırakılmış, hatta muhtemelen unutulmuş mavi, plastik bir su şişesi kapağı buldum, onu da havuzun en ortasına kendim olarak koydum.

Tamam dedim, bitti.

İçeri geri geldiğinde havuzun başına dikilip çok önemli bir projeden bahseder gibi her bir oyuncağın kimi temsil ettiğini, ailemi, sevdiklerimi, arkadaşlarımı neden özellikle o noktalara koyduğumu tek tek anlattım psikoloğuma. Beni dikkatle dinledi, anlattıklarım bittiğinde de bana dönüp o hiç unutamadığım soruyu sordu; peki sen neden bu şişe kapağısın? Bunca güzel, renkli oyuncak içinde neden sana benzeyen tek şeyin unutulmuş bir şişe kapağı olduğuna karar verdin?

*
Bu hikayenin üzerinden tam 14 sene geçti ama hala ara ara aklıma geliyor. Her seferinde şaşıyorum, her seferinde başka yerinden düşünüyorum. İnsanın kendini nasıl, ne renk, ne sertlikte ve aslında neye layık gördüğü aslında bazen öyle bekledmedik köşelerden çıkıyor ve öyle net gösteriyor ki kendini, insan düşünmeden edemiyor.
Belli ki unutamıyor da.

*
Yılın Z raporu zamanı geldi yine. Herhangi bir seneyi geride bırakıyor olsak bugünlerde kendi alacak verecek hesaplarımı yapıyor, carileri kapatmaya çalışıyor, biraz da yapmaya üşendiklerim için kendime kızıyor olurdum. Ne aldım, ne verdim. Ne unuttum, ne öğrendim. Kaç kitap okudum, kaç adım attım, kaç film izledim. Bugün hiçbirine yokum. Zaten her yıl kendini hırpalamaktan öteye gitmiyor o raporlar da, kaç kere gördüm.

Zor bir seneydi evet. Hepimizin, milyarlarca insanın aynı anda içine düştüğü kuyudan bahsetmeme gerek yok. Tamamı aynalarla kaplı sayısız duvarı olan, bazen içinden hiçbir zaman çıkamayacakmışız gibi hissettiren, hem çok geniş hem çok dar, hem çok rahat hem çok sıkışık bir kuyu.
Bana sorarsanız, o kuyunun dibinde geçirdiğim bazı günler kendimi parlak sarı saçları herkesin gözünü alan prenses bir Barbie gibi hissetsem de, çoğu zamanım yine rafın kenarında unutulmuş şişe kapağı gibi geçti.
Ne bir işe yaradığımı hissettim, ne tam olarak nerede olduğumu anlayabildim.
Öylece durdum, kaldım. Bekledim diyeceğim ama yalan yok, ne beklediğimi ben de bilemedim. Yaşadım sadece. Hatta bazı günler sadece zaman geçirdim.
Geçenlerde sevdiğim birilerine anlattığım gibi, belki de çok uzun zamandır kendime olan güvenimin bu kadar zedelendiğini hiç hissetmedim. Fakat güzel olan şu; bunu hissetmek ilk defa hiç üzmedi beni. Aksine bu cümleyi kurabilmek, kendime, kendi ağzımla söyleyebilmek o kadar iyi hissettirdi ki! Fark ettim çünkü. Uzun zaman sonra hem kendimi, hem güvenimi, hem onun gidişini, hem geri geleceğini bilişimi fark ettim.
Bir sürü sessizliğin, cümlenin, gözyaşının ve sevincin ortasında hem altın saçlı bir Barbie, hem plastik bir şişe kapağı olabileceğimi fark ettim. Ve bunu fark etmek, yaşamanın en gizli derinlerine korkmadan elimi sokup, oralardan nabız gibi atan bir umudu alıp koynuma sokmak gibi bir şeydi. O kadar iyi, o kadar iyi geldi.
Ve biliyor musunuz, bunu fark ettikten sonra çok şey hızla değişti.
Ve yeniden anladım ki her ne olursa olsun, fark etmek çok önemli.
Fark etmek hayatın bize çaldığı müziğe çok güzel notalar ekleyen bir teli.

Bugün beni aynı odaya soksalar, belki en prenses Barbie’yi yine seçmem kendime ama o şişe kapağına da takılmaz gözüm. Gider, Lego’dan bir savaşçı, belki bir aşçı hatta belki küçük tatlı bir köpek bulurum Ege’yi anlatsın diye.
*
Sevgili arkadaşım,
Bu sene Z raporum, cari hesap notlarım, yapılacaklar listelerim, yeni yıl planlarım yok. Planların çok ses çıkaran boş tenekeler olduğunu koca bir sene boyunca ders olarak işledik zaten.
Ama ümitlerim var, ümitlerim baki.

Hepimiz için dileğim aynı; umarım gelecek günler bizi kendimize daha çok yaklaştırsın. Önce kendimiz başlayalım, sonra saçlarımızı hayat okşasın. Ve karşımıza çıkan insanlar bizleri bir rafın kenarında unutulmuş uyduruk bir şişe kapağı gibi değil, ona büyük annesinden kalan, gözü gibi baktığı, çok kıymetli bir bebek gibi davransın.
İnsanlara güvenimiz, yarınlara inancımız azalmasın.
Olanlara tahammülümüz, olmayanlara kabulümüz sarsılmasın.

Odalarımız güzel oyuncaklarla, sağlıkla, şifayla, ışıkla dolsun.
Sevgi olsun, neşe olsun, sağlık olsun.

Ondan sonrası kolay. Ondan sonrası bildiğimiz hayat.
Benden size kocamaaan bir kalp!

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Naz
Naz
15 gün önce

Hayatımda okuduğum en güzel mektup diyebilirim. Gelecek için hatta geçmiş için yazılan en güzel sözler. Kaleminize ruhunuza sağlık👏