Please enable JavaScript
Email Marketing by Benchmark
Uzağa bak. – Muga Mag
was successfully added to your cart.

Sepet

Eskiden yazlık yerlere gitmek demek -en azından benim için- saatler süren, sabahın kör şafağında başlayıp akşam biten uzun araba yolculukları demekti. Yaşım büyüdükçe ayağımın dibindeki çantanın içindekiler, önce walkman’in sonra cd çaların içindeki müzikler, pencereden baktığımda düşündüklerim ve yolun vardığı yerden beklentilerim hep değişti, gelişti, şekil değiştirdi. Fakat uzun yollar mutlaka hep çok uzundu, ayaklarım bir noktadan sonra illa ki uyuşurdu ve olabilecek en makul kurtarıtıcı olan uyku bana böyle durumlarda hiç uğramazdı.

Kulağımdaki müzikten sıkılıp, başımı yasladığım pencerede de görmeye değer bir manzara bulamayınca her defasında aynı çözüme elimi atardım. Ayağımın dibindeki çantanın sıkışmış fermuarını zorla açar, içinden bir kitap seçer, o daracık arka koltukta bir şeyler okumaya girişirdim. Arabada kitap okunmayacağını daha önce bin kere söylemiş olan annem, mutlaka binbirinci defa uyarırdı beni; kızım okuma kitap, miden bulanacak bak.

Doğru mu, doğru. Gelgelelim ben annemi dinlemez, o araba sallantısının göbeğinde inatla gözümün önünde sallanan satırları okumaya çalışırdım.
Ama hepimiz biliriz, anneler yanılmaz. Hele böyle durumlarda, hiç.
On dakika geçmeden hep aynı yere varırdım; anne ya, midem bulandı…
Ama dedim Ege sana
, derdi annem. Arabada kitap okunmaz.
Miden bulandıysa uzağa bak. Uzağa bakınca geçer.

Şimdi bakınca sadece içinin bulantısına değil, hayatının bir sürü alanına düstur olabilecek bir cümleymiş meğer.
Miden bulandıysa uzağa bak. Uzağa bakınca geçer.

*

Pek fark etmiyoruz ama çok fazla önümüze bakıyoruz. Hep elimizdekilere, hep önümüzdekilere, hep yakınımızdakilere. Çok küçük şeylerle çok uzun zaman oyalanıyoruz. Takılıp kalıyoruz. Takılıp düşüyoruz. Takılıp bin kere aynı şeyi düşünüyoruz. Boynumuz, sırtımız ağrıyor o kadar çok önümüze bakınca. Tutuldum diye söylenip duruyoruz; ters mi yattım acaba? 
Ters yatarken bile içimize, önümüze, kendimize yatıyoruz.
Ne göğsümüzü açmayı, ne burnumuzu azıcık kaldırmayı, ne şu karşıda renkten renge dönen ufka bakmayı hatırlıyoruz.
Hep önümüze bakıyoruz. Gözümüzün önündeki ufacık detaylardan, cümlelerden, işlerden ya da iş gibi görünen boşa oyalanmalardan kendimizi alamıyoruz. O sırada hızla gidiyor araba, biz fark etmiyoruz. Ne çabuk geçti bu ay diyoruz; yaşlandıkça mı hızlanıyor acaba?
Önümüze baktıkça midemiz bulanıyor. Araba hızla giderken sallanıyor, sarsılıyor, çukurlara girip çıkıyor. Bir duruyor, bir hızlanıyor. Araba bu, sallanır da, sarsılır da. Virajlara, tünellere giriyor, hayatında adını duymadığımız insanların adını taşıyan viyadükleden geçiyor. Biz hala önümüze bakıyoruz inatla. Midemiz daha çok bulanıyor. Yanımızdaki pencereden güzel manzaralar akıyor, radyoda dilini bilmediğimiz karşı kıyının müzikleri çalıveriyor. Arada bir güneş vuruyor, arada bir pencerenin iki parmak açığından rüzgar esiyor.
Biz hep önümüze bakıyoruz.
Takılıp kalıyoruz bir cümleye. Bir sayfaya. Bir hikayeye.
İnatla okumaya, anlamaya, akılda tutmaya çalışıyoruz.
Hepsi yoruyor. Hepsinin sonunda midemiz bulanıyor.

Önümüze bakmak, kendimizle, elimizdekilerle, incecik, küçücük düğümlerle uğraşmak güzel.
İlginç satırlarla, heyecanlı hikayelere dalıp çıkmak elbet zevkli.
Ama bu hayat denen yolda sürekli kendi önüne bakıp hep aynı şeye takılınca midesi bulanıyor insanın. Gözü görmez kulağı duymaz oluyor. İşinde gücünde sanıyor kendini ama aslında sadece zaman geçirmek için oyalanıyor.

Önümüzdeki günlerin hatırlatması bu olsun.
Bu aralar içim bir fena, sanki midem bulanıyor diyorsan, belki de çok önüne bakıyorsun.
Oysa yollar güzel, virajlar ise sürprizli.
Sen uzağa bak. Uzağa bakınca geçer.
O hiç ulaşamayacakmışız gibi görünen yokuş da kim bilir, belki hiç yoktan denize iner.

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
eda çakıl
eda çakıl
30 gün önce

yine ruhuma ruhuma dokundun ve çocukluğuma götürdün beni.Ailecek gideceğimiz o kamp zamanlarını heyecanla beklerdim.Babam hep geceden yerleştirirdi eşyalarımızı,valizlerimizi;gitmeden önce her şey hazır olmalıymış son dakikaya bırakılmazmış böyle işler hep bir garantileme isteği vardır ya eskilerin,babamda ki de işte tam o alışkanlıktı.Gece uyumak için erkenden yatardım ve asla o saate kadar heyecandan uyuyamazdım.Ve her seferinde yolculukta ablamın dizlerinde uyuyakalırdım.Her seferinde sıkışır ama hiç bir iki laf etmezdi.Ablamın dizleri benimdi.İçimdeki o çocuk o yolculukları hiç unutmadı ve unutmayacak her zaman özlemle anıcak hatırlayacak.Sevgilerle 🙂