En temel konu, en bilindik sorularımdan biri. 
Bugün size bambaşka bir ilk mektup yazmayı düşünürken, bir instagram postunda tek bir cümle ile kim bilir kaçıncı kez karşıma çıktı. Böyle şeyleri işaret olarak almak huyumdur malum. Önce ekranın fotoğrafını çektim, sonra bir kenara koyup bir ara bakarım dedim ama bir türlü aklımdan atamadım.
Şimdi de geldim işte, aklımda aynı mevzu ile buradayım.

Bir konu hakkında bir şeyler yazmak için onu çok iyi bilmek gerekli mi?
Ya da bilmek tam olarak nerede başlar, insan ne zaman gerçekten bilir başından gelen geçeni?

Sizi meraklara salmak için değil, aslında konuya nasıl gireceğimi bilemediğimden yazdım bunları. Bir de galiba hayatta çok da yalayıp yutamadığın derslerin sınfına girmektense kapının önünde dolanmak, biraz koridorlarda, biraz bahçesinde gezinip içeride olan biteni tahmin etmeye çalışmak, hem daha kolay, hem daha iç açıcı.

Neyse, konumuza dönelim. İngilizceden tercüme edince aşağı yukarı şöyle diyordu o cümlede; “kendine sor; şu anda gerçekten böyle mi hissediyorum yoksa duygusal geçmişim yine kendini hatırlatmaya, geçmişi bugüne taşımaya mı çalışıyor?
Hayatta çok şeyin oluyor da, bazı durumların, hislerin ve soruların tam tercümesi olmuyor malum. Herkesinki kendine. Ama anladınız siz beni.

Dediğim gibi, hakikaten benim için en temel soruların, bazen ayağımı kaydıran, bazen de yere çok sağlam bastıran konuların başında geliyor bu. Insanın geçmişiyle bugünü bazen o kadar iç içe giriyor ve birbirine o kadar benzer görünüyor ki, dümdüz karşıya, bu ana, şimdiye baktığını sansa da insan, aslında çevirmiş boynunu geriye, çok geriye, istese hatırlayamayacağı kadar gerilerde olup biten bambaşka bir şeylere bakıyor. O zaman şöyle olmuştu diyor, demek ki şimdi de aynısı olacak bana. O zaman böyle böyle yapmışlardı, ya yine aynını yaparlarsa? 

Bu hal işte, benim için çok tanıdık. Oldukça ilerleme kaydettiğimi bilsem de, bunun üzerine çok zamanlar çalışmış olsam da, bazen arkama bakmaktan yine boynum tutulmuş buluyorum kendimi. Bugündeyim diyorum; başka bir zamanda, başka hikayelerin içinde olduğumu çok iyi biliyorum. Sonra hiç yoktan bir surette başka bir suret, bir hikayede illa ki eski, bambaşka bir hikayenin gidişatını gördüğümü sanıyorum. İçimdeki en aklı başında, en mantıklı ses kendini bana inatla duyurmaya çalışıyor bu sırada, o farklı bir hikayeydi Ege, diyor, geçtik onu. O başka biriydi, o başka bir durumdu. O zamanki sen bile başka bir sendin. Yürüdük biz onun üzerinden. 
Mantıklı sesleri dinlemek hep daha zor geliyor insana. Veya bilmiyorum genelleme olmasın, belki de bana.

Uzun lafın kısası, insan zaman içinde bazı noktalarından darbe aldığı, ciddi anlamda yaralandığı zaman, karşısına kim çıkarsa çıksın ilk orayı vuracak sanıyor. Sanki herkes buna mecburmuş gibi. Biri iyi niyetle el uzatsa ona, silahına davranacak diye panikliyor. Sanki herkes katilmiş gibi. Güzel bir söz, umutlu bir şeyler duysa birinden altında mutlaka bir şeyler arıyor. Sanki herkes yalancıymış gibi. Çünkü onu biliyor, ondan korkuyor, ondan kaçıyor. Ve geçmişteki o kaçtığı hali bir kere kendine kalkan yapıp savunmaya geçmeye görsün, onu hala bir yerlerde yaşatmaya, anlamsızca ona nefes vermeye devam ediyor.
Oysa öyle değil işte; anladınız siz beni.

Bu yaşımda, hala önemli konulardan biri bunu benim için. Tam olarak güvenememek mi bunun adı, emin değilim. Bazen daha büyük, bazen de çok daha basit bir şeymiş gibi geliyor. Bazen geçmiş hiç geçmemiş, dün hiç bitmemiş, değil insanlar, ben bile hiç değişmemişim, büyümemişim gibi davranıyorum. Mantıklı sesim sürekli bana kendini duyurmaya, resimlerin de, mevsimlerin de bambaşka olduğunu, herkesin beni kandırmak, üzmek ya da kırmak zorunda olmadığını anlatmaya çalışıyor. Dinliyorum da dinlemesine, ama dedim ya, bazen aklı ters taraflara çelen fikirlere kanmak daha kolay geliyor. Çünkü maalesef ne kadar rahatsız edici, yorucu ve hatalı da olsa, insan tanıdık olanı istiyor. Keşke ben uyduruyor olsam bunu, maalesef psikoloji de böyle söylüyor.

Dediğim gibi, aslında bambaşka şeyler yazacaktım ama madem karşıma çıktı, belki birilerinin aklına dokunur, iç ferahlatan bir fikir olur diye bugüne bu cümleleri bırakmak istedim. Bu sıralar eğer kendinizi kötü hissediyorsanız, olan biten bir şeyler size eski bir yerlerden tanıdık geliyor da o yüzden keyfinizi kaçırıyorsa, veya fi tarihinde olup bitenlere bakmaktan, oradaki yaraları bugünde bir şeylere benzetmeye çalışmaktan boynunuz tutulmuşsa, siz de kendinize bunu sorun. Sonra da  bırakın sadece mantıklı sesiniz cevap versin.
Ben şu anda gerçekten böyle mi hissediyorum, yoksa geçmiş bana kendini hatırlatmaya mı çalışıyor?

İpucu vermek gibi olmasın ama, cevap büyük çoğunlukla ikinci seçenek çıkıyor.
Çünkü dediğim gibi, burada -maalesef- tecrübe konuşuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir