Başkalarının ceketleri.

Başınızdan geçen bazı olaylar sizi de hiç tahmin etmiyorken kendinizi sorgulamak zorunda bırakıyor mu? Ama öyle çok derinlikli, fazla detaylı, hani deşmeseniz hiç aklınıza gelmeyecek sorgulamalardan bahsetmiyorum. Gayet düz, rahatsız edici derecede net sorulardan bahsediyorum aksine; bir anda hiç yoktan içinize kurt düşüren cinsten. Yoksa ben gerçekten iyi bir insan değil miyim? Acaba çok büyük bir hata mı yaptım? Hakikaten çok mu ayıp ettim? 
Cevabı basit bir evet ya da hayır olacakmış gibi duran ama o evet veya hayırın yerinden bile kalkamayacak kadar ağır olduğu sorular.

Bu aralar kiminle konuşsam bir takım ilişkilerinde irili ufaklı sarsıntılardan bahsediyor. Güçlü olan kalıyor da miyadını doldurmuş olanlar elenmeye doğru gidiyorlar gibi bir hal, bilmiyorum sizde de öyle mi. Geçenlerde ben de kendimi benzer bir sarsıntının sonucunda, kendime tam da yukarıdakilere benzer bir soru sormaya çalışırken buldum. Konu nasıl bu noktaya vardı, ben nasıl aklımdan ve kendimden bu kadar şüpheye düştüm bilmiyorum. Durdum durdum kendime hep aynı şeyi tekrarladım, ben gerçekten arkadaşıma bu kadar ayıp etmiş olabilir miyim? 

Çünkü öyle bir resmin içine düşmüştüm ki, bir anda sanki yüzümü kime dönsem bana hatrı sayılır bir hata yaptığımı kanıtlamaya çalışıyor gibiydi. Fakat bu his benim hüsnü kuruntum muydu yoksa gerçek miydi, onu bile ayıramıyordum aklımın karışıklığından. Bir arkadaşım beni yapmadığım bir şey için suçluyordu, sorumlu bendim ancak sorumsuz davranmıştım. Hepsi buydu, bu kadar kısa ve netti. Hayatımda belki de ilk defa bir yakınımın böyle bir ithamına maruz kalıyordum. İşin garip tarafı ben de öyle hazırmışım ki – sanki marifetmiş gibi – sorumluluğu üzerime almaya, önce hemen sahiplenmeye kalktım durumu. Haklıdır, kesin ben bir şey yapmışımdır, dedim önce kendi kendime, ya da yapmam gerekeni yapamamışımdır.

Aslında neden ki? Ta çocukluktan beri başkalarının hakkında peşin hüküm vermememiz gerektiği salık verilirken, neden hiç düşünmeden aynı yükü kendi boynumuza asıyoruz ki?

Neyse ki bu kez çok uzun sürmedi bu yanılgı. Aklımın içindeki tüm gürültüyü susturup sıfırdan başlamam gerektiğini neyse ki erken fark ettim. Olan biteni bir kez olsun mantıklı düşünmeden tüm sorumluluğu üzerime almayı bir kenara bırakıp, karşımdaki resmi en baştan ve olabildiğince dışarıdan bir gözle yeniden incelemeye karar verdim. Akıl danıştım birilerine, üzerine yeniden düşündüm. Yapsaydım‘ları ve yapmadım‘ları tekrar tekrar çizdim aklımda. Ve biliyor musunuz ne çıktı sonunda? Arkadaşımın beklentileri gibi, ben de kendime haksızlık ediyordum aslında. Olmayacak sorumlulukları üzerime almaya çalışıp, hiç mecbur olmadığım bir ceketi sadece başkaları öyle istedi diye üzerime giymeye kalkışıyordum. Sadece başkaları öyle istedi diye.Hayatta birilerini istemeden kırmışlığım, gönül almaya çalışmışlığım, onlardan daha çok üzülüp kendimi paralamışlığım elbette vardı, fakat bu kesinlikle onlardan biri değildi. Kime anlatsam, kimden fikir alsam ya da dert yansam, bu sefer gerçekten her şey ortadaydı ve benim bu hikayede herhangi bir suçum yoktu. Sorumsuz da değildim, umursamaz da.

Peki bu şimdi ne demek oluyordu?
Suçsuzluğumu kanıtlamam mı gerekiyordu?
Evet, hayır, belki? 
Hepimizin cevabı kendine. Fakat bu iyi bir dersti benim için, bundan emindim.

Bazı olaylar fazlasıyla kırıcı ya da yorucu da olsa sonunda kendini daha iyi tanımana, pek yürümediğin yollarda sendeleyerek de olsa yeni adımlar atmana, çok zorlansan da hayır diyebilmene, belki de üzerinde taşıdığı ve sadece başkalarının yakıştırdığı yükleri yeniden gözden geçirmene sebep oluyor. Evet bazen kalpler kırılıyor, bazen anlaşmazlıklar oluyor, hatta belki bazen arkadaşlıklar yara alıyor. Olan bitenin neden’ini, nasıl‘ını daha önceki yaşanmışlıklara benzetmek de, sonuçları kabul etmek de çok zor oluyor.

Diyeceğim o ki, hayat bir değerler, fikirler ve davranışlar bütünü.
Arkadaşlar ise kolkola girip uzun bir yolu birlikte yürüdüğümüz, hayatın hem yükünü hem zevkini paylaştığımız yoldaşlarımız.
Ama kabul edelim, bazen herkes benzer yollarda yürümek istemiyor. Değerler de, fikirler de, davranışlar da değişiyor. Eskiden olsa belki çok kavgalar eder, bir kendimize beş karşımızdakine kızar, hayatı birbirimize dar ederdik ama, belli ki şimdilerde artık bize sadece bunu anlamak, kabul etmek, sonra da kendi yolumuzda yürümeye devam etmek kalıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir